1995 yılına girerken Türkiye, bir yandan terör saldırılarının tırmandığı, diğer yandan ise şiddetli bir ekonomik krizin sosyal dokuyu sarstığı çok boyutlu bir çalkantı dönemine adım atmıştı. Hem iç politikada hem dış güvenlikte yaşanan gelişmeler, laiklik ve rejim tartışmalarını da beraberinde getiriyor; toplumun geniş kesimlerinde gelecek endişesi büyüyordu.
12 Mart 1995: Terör ve Ekonomik Krizin Gölgesinde
Gelecek Endişesi Tırmanıyor
Artan İrtica Geliyor Endişesi
1994 yılının ikinci yarısından itibaren PKK terör örgütünün saldırıları tırmanmış, ayrıca 1993’teki Sivas Katliamı gibi olaylar laik kesimde “irtica geliyor” endişesini artırmıştı
Sert Tasarruf Tedbirleri
Ülke, 1994 başında %13,6’lık TL devalüasyonuna yol açan bir ekonomik kriz ve Nisan 1994’te açıklanan sert tasarruf tedbirleri (5 Nisan Kararları) ile sarsılmıştı
Terörle Mücadelenin Yoğunlaşması
1994’ün ağır tahribatının ardından 1995’e girilirken, Kuzey Irak’taki PKK hedeflerine sınır ötesi harekât gibi gelişmeler yaşandı ve terörle mücadele yoğunlaştı. Bu ortam, toplumda güvenlik ve laiklik endişelerinin iyice belirginleşmesine neden oluyordu.
1994 Ekonomik Krizi ve 5 Nisan Kararları
Türkiye, 1994 yılında Cumhuriyet tarihinin en ağır ekonomik krizlerinden birini yaşamıştı. TL, 26 Ocak 1994’te bir günde %13,6 oranında devalüe edilmiş, faizler rekor seviyelere çıkmış, döviz kuru patlamıştı.
Krizin kontrol altına alınabilmesi için dönemin DYP-SHP koalisyon hükümeti, 5 Nisan 1994’te kamuoyuna sert kemer sıkma tedbirleri olarak bilinen 5 Nisan Kararları’nı açıkladı. Bu kararlar arasında kamu harcamalarının kısılması, KİT fiyatlarına zam yapılması, bazı kamu çalışanlarının işten çıkarılması gibi geniş çaplı önlemler bulunuyordu.
İşsizlik arttı, alım gücü düştü. Memur ve emekliler büyük tepki gösterdi. Orta sınıf yoksullaştı. Ekonomik krizin sosyal maliyeti büyüdü.
Toplumda Belirginleşen İki Büyük Endişe
Güvenlik Endişesi: PKK terörü, Sivas Katliamı ve dış güvenlikteki kırılganlıklar, “bölünme”, “kaos”, “zafiyet” algısını artırdı. Laiklik Endişesi: Sivas gibi olaylar, Refah Partisi’nin sert söylemleri ve toplumsal alandaki başörtüsü, cemaat yapılanmaları gibi gündemler, özellikle şehirli ve seküler kesimlerde “rejim tehlikede mi?” kaygısını derinleştirdi. Bu ikili kriz ortamı, hem askerin hem de medyanın 1996–1997 döneminde daha aktif pozisyon almasını kolaylaştırdı. 28 Şubat süreci için adeta bir psikolojik zemin hazırlandı.
“Anlatmak zorunda değilsin.
Ama görünmez olmak zorunda da değilsin.”
